Küçük işletme büyük isler

Reklam ile ilgili çalışmalara okuduğum dönemde açmış olduğumuz ajansla başladım. Aslında çalışmalarımız, o günlerde çıkardığımız yayındaki reklam alanlarını kiralamaktan ibaretti sadece. Zamanla hem reklam veren tarafı hem de hedeflenen kitleleri tanıdım. Heyecanlıydım ve yayın artık standarttı. Tam da bu sırada ulusal bir markanın Afyon şubesi olan bir reklamverenimiz, merkezin iyi bir ödül koyduğu satış hedefini tutturmak için çalışma yapmamızı istedi. Bu bizim için büyük bir fırsattı. 1 günlük organizasyon için yaklaşık 15 günlük -aşağıda videolarını izleyebileceğiniz- bir çalışma yaptık.

Ortaya çıkan iş keyifli olunca daha çok iş yapmak için reklamverenimizle anlaştık ve firmanın pazarlama iletişimi anlamında tüm faaliyetleri ile birebir ilgilendim.  Aklıma gelen her fikri uygulayabiliyordum. 360 derece pazarlama planını uzun süre başarıyla yürüttük. Bütün bu çalışmalarda önemli bir nokta da firma sahibinin küçük esnaf olmaktan öteye gidip fikirlere önem vermesi ve her türlü çalışmaya bütçe ayırmasıydı.

 

“…Tüketiciye dokunan her nokta iletişim noktasıdır. Bir ‘marka değeri’ yaratmak isteniyorsa bu noktaların iyi tanımlanması, yönetilmesi ve her işte olduğu gibi her şeyden önce ise ‘vizyona’ sahip olmak gerekir” diyordu konu ile ilgili yazısında sayın Ozan Tatar. Yapılan yatırım, firmaya çekilen müşteriler, çalışanlar yüzünden kaybedilmemeliydi. Çalışmalara ekibi eğiterek başladık.
Yaptığımız çalışmalarla ilgili potansiyel tüm mecraları kullandık. Üniversite gençliğinin ağırlıkta olduğu bir şehirdeydik. Aktif faaliyette bulunan hemen hemen her kulüp ile sponsorluk çalışması yaptık. Bununla birlikte yerel gazete, dergi ve radyoda da olması gerektiği kadar bulunduk. Satış noktasını ve civarını çok iyi kullandık. En iyi olduğumuz mecra o dönem için açık havaydı. Tüketici hangi mecrayı tüketiyorsa marka da o mecra için fikirler üretmeliydi. Artık tüketilen mecra sosyal medyaydı. Facebook sayfasını oluşturduktan sonra öncelikle etkileşimi arttırmak için standart ‘’beğen-kazan’’ kampanyası ile başladık.

Sonraki süreçte dönüşü gayet keyif veren “Yersiz Lezzet” kampanyasını tasarlayıp uygulamaya koyduk. Firma; Komagene Çiğ Köfte. Proje; katılımcılar çiğköfte yerken fotoğraflarını çekip gönderecek ve gelen fotoğraflar hayran sayfasında yayımlanacak ve neticede en fazla beğeni alan fotoğrafın sahibi 5 yıldızlı termal otelde, 2 gece 3 gün çift kişilik tatil kazanacak.

Fikir basit ancak renklendiren kısmı fotoğraflar www.yersizlezzet.com (alan adı şuan boşta) üzerinden bize ulaştırılacak ve gönderilen tüm fotoğraflar (yasal ve ahlaki olduğu sürece) şehrin en güzel noktasındaki billboardlarda yer alacak. Planladığımız ve umduğumuzun çok daha fazlasını tecrübe etme olanağı sağlayan bu proje ile kullanıcılar  hediye kazanmasalar dahi billboardlarda yer almak için fotoğraf gönderdi, kendi fotoğrafı yayınlanan kullanıcılar tüm arkadaşlarıyla billboard önünde hatıra fotoğrafı bile çektirdi! Viral ve Womm etkisi yaratan bu işin en keyifli taraflarından biri ise billboardların fotoğraflarını çekerken yanıma yaklaşan yaşlı amcanın söyledikleriydi;

– Orada senin görüp de bizim göremediğimiz ne var?
+Amca çalışmayı ben yaptım da hatıra kalsın fotoğraflarını çekiyorum.
– Valla helal olsun!
+ Ne oldu ki?
– Biz bugüne kadar ya bi firmanın ya da ürünün resmini gördük buralarda. Bu başka bir şey olmuş.

Al Ries ve Jack Trout’un “Pazarlamanın 22 kuralı” kitabında bahsettiği ;

“Pazarlamanın ürünler değil, algılar savaşı olduğunu açıklayan algı kuralı; Zihinlere ilk girmenin, piyasada ilk olmaktan daha iyi olduğunu açıklayan zihin kuralı ve pazarlama faaliyetlerinin etkilerini görmek için sabır ve gayret gerektirdiğini açıklayan perspektif kuralı gibi pazarlama kurallarını da düşünerek”

Çalışmaları değerlendirecek olursak nerede-nasıl ve ne zaman olmamız gerektiğini iyi planlayarak tüketiciyle etkileşim içinde olmayı ve amcanın tanımayamadığı “o” şeyi  başarmıştık!

Başarabildik diyorum çünkü  550 + bayi içinde birinci olan ve bayiilik görüşmelerinde örnek gösterilen bir firmadan bahsediyorum.